İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel güç dengeleri, günümüzde radikal bir değişim sürecine girmiş durumda. Soğuk Savaş'ın bitimiyle birlikte ortaya çıkan tek kutuplu düzen çözülmekte ve yerine çok merkezli, çok katmanlı yeni bir uluslararası sistem yükselmektedir. Bu yeni dönemde devletlerin küresel sıralamaları yalnızca ekonomik hacimleri veya askeri güçleriyle belirlenmeyecek. Milli gücünü tüm bileşenleriyle koruyan ve değişen şartlara göre tahkim eden ülkeler, daha geniş bir stratejik hareket alanına sahip olacaklardır.
Türkiye'nin son yüz yılı, milli gücü zayıflatmaya yönelik tehditlerle bu gücü koruma ve geliştirme iradesi arasındaki kesintisiz bir mücadeleyi kapsar. Savaşlar, darbeler, ekonomik krizler ve diplomatik baskılar farklı dönemlerde yaşansa da hepsinin ortak amacı devlet kapasitesini ve stratejik hareket alanını sınırlamaktır. Bu bağlamda vesayet, siyasi, askeri ve ekonomik araçlarla milli gücü aşındıran çok katmanlı bir yapı olarak tanımlanmalıdır. Buna karşı verilen cevapta ise milli egemenlik meşruiyetin temelini oluşturur.
Devlet kapasitesinin inşa edilmesi milli güç için olmazsa olmaz bir şarttır. Milli gücün derinleşmesi ise savunma, enerji, gıda ve dijital teknolojilerde stratejik özerkliğe bağlıdır. Kritik alanlardaki dışa bağımlılığın yüksek olması, karar alma serbestisini kısıtlarken, yerli üretim ve teknoloji yeteneği krizlere karşı direnci artırır. Son on yılda savunma sanayinde kaydedilen yerlileşme başarısı ve enerji arz güvenliğini destekleyen yerli yatırımlar, bu stratejik özerkliğin en somut örnekleridir.
Türkiye Yüzyılı, yaklaşık bir asır boyunca inşa edilen milli gücün yeni küresel jeopolitik düzende stratejik bir değere dönüşmesi sürecidir. Çok kutuplu yeni dünya düzeni, kendini güçlü kılan devletlere bölgesel ölçekte oyun kurucu aktör olma imkanı sunar. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında temel hedef, milli gücü sürekli yenileyen devlet kapasitesini kalıcı kılmaktır. Bu birikimi daha dirençli ve müreffeh bir geleceğe taşımak adına, 2028-2032 döneminde uygulanacak stratejiler Türkiye'nin konumunu daha da sağlamlaştıracaktır.