15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye'nin finansal piyasaları üzerinde kısa vadeli ancak etkili bir baskı oluşturdu. Olayların yaşandığı ilk günlerde Borsa İstanbul'da keskin satışlar gözlemlenirken, Türk Lirası dolar karşısında değer kaybetti. Bu süreçte devlet tahvili faizlerinin yükselmesi ve Türkiye'nin risk primi olan CDS puanının artması, yabancı yatırımcıların Türk varlıklarından geçici olarak çıkış yapmasına neden oldu.
Ekonomi yönetimi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, piyasalardaki güven ortamını korumak amacıyla hızlı ve stratejik müdahalelerde bulundu. Finansal sistemin tıkanmasını önlemek için bankalara sınırsız likidite imkanı tanınırken, zorunlu karşılık oranlarında düzenlemelere gidildi. Kamu bankaları aracılığıyla piyasaya kredi akışı kesintisiz sürdürülerek reel sektörün finansmana erişimi kolaylaştırıldı. Özellikle Kredi Garanti Fonu destekleri, esnaf ve KOBİ'lerin bu zorlu süreci atlatmasında kritik bir rol oynadı.
Darbe girişiminin doğrudan etkilediği sektörlerin başında turizm geldi. Rezervasyon iptalleri ve Avrupalı turist sayısındaki azalış, turizm gelirlerinde önemli kayıplara yol açtı. Türkiye'nin cari dengesi üzerinde baskı oluşturan bu durum, ülkenin dış borçlanma ihtiyacını da etkiledi. Ancak 2001 krizi sonrası gerçekleştirilen yapısal reformlar sayesinde Türk bankacılık sistemi, vatandaşların mevduatlarını çekme eğilimi göstermemesiyle büyük bir direnç sergiledi.
Yılın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 1,8 oranında küçülme yaşasa da, alınan önlemler ve iç talebin canlanmasıyla büyüme ivmesi yeniden yakalandı. Bankacılık sektörünün sağladığı güven ortamı ve ekonomi yönetiminin mali disiplin mesajları, Türkiye'nin 2016 yılını yüzde 3,6'lık bir büyüme oranıyla kapatmasını sağladı. Uzmanlar, bu süreci Türkiye'nin ekonomik kazanımlarını hedef alan sistematik bir kuşatma girişimi olarak değerlendirirken, alınan hızlı tedbirlerin olası bir ekonomik krizi engellediğini vurguluyor.