İsrail'de yaklaşan genel seçimler, ülkedeki Arap vatandaşların siyasi geleceği ve hükümetin kaderi açısından kritik bir dönemeç olarak görülüyor. Nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturan İsrailli Araplar, mevcut sağcı koalisyonun iktidarını sonlandırmak amacıyla sandığa gitmeye hazırlanıyor. Özellikle Nasıra gibi Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerde, gençlerin seçimlere katılımı teşvik etmek için yoğun bir kampanya yürüttüğü gözlemleniyor.
7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Gazze savaşı sonrası İsrail toplumunda Arap azınlığa karşı güvensizlik ve düşmanlık söylemlerinin arttığı belirtiliyor. Sivil toplum temsilcileri, bu süreçte ifade özgürlüğünün kısıtlandığını, sosyal medya paylaşımları nedeniyle işten çıkarmaların yaşandığını ve Arap topluluklarına ayrılan bütçelerde orantısız kesintiler yapıldığını savunuyor. Hükümet kanadı ise bu kesintilerin savaş ekonomisi gereği zorunlu olduğunu ifade ediyor.
Seçimlerin en önemli gündem maddelerinden biri ise Arap mahallelerinde artan çete suçları ve cinayetler. İsrail Demokrasi Enstitüsü'nün verilerine göre, Arap seçmenlerin yarısından fazlası oy tercihlerini belirlerken güvenlik sorunlarını önceliklendiriyor. Geçtiğimiz yıl topluluk içindeki cinayet oranlarının rekor seviyeye ulaşması, hükümetin bu konuda hareketsiz kaldığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Siyasi arenada ise tablo oldukça karmaşık. Kamuoyu yoklamaları, ne Başbakan Binyamin Netanyahu'nun bloğunun ne de muhalefetteki Değişim Bloğu'nun tek başına çoğunluğu sağlamakta zorlanacağını gösteriyor. Bu durum, Arap partilerini koalisyon pazarlıklarında kilit bir konuma taşıyor. Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi, sorumluluk alarak hükümete katılma eğilimini korurken, Ortak Liste gibi diğer yapılar ise daha çok eşit haklar ve iki devletli çözüm odaklı bir muhalefet stratejisi izliyor.
İsrail Yüksek Mahkemesi'nin, Arap partilerinin seçimlere katılımını engelleyen diskalifiye kararını bozması, seçimin demokratik meşruiyeti açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Seçim sonuçları, sadece İsrail'in iç siyasetini değil, aynı zamanda ülkedeki Arap vatandaşların devletle olan toplumsal sözleşmesini de yeniden tanımlayacak gibi görünüyor.