1918 yılının Ocak ayında, İstanbul'un ticaret merkezi Tahtakale'de bulunan bir sabuncu dükkanında işlenen cinayet, Osmanlı polis teşkilatı için bilimsel yöntemlerin kullanıldığı tarihi bir dönüm noktası oluşturdu. Dükkanda gece bekçisi olarak çalışan Kiyos'un bıçaklanarak öldürülmesinin ardından, olay yerinde herhangi bir görgü tanığı bulunamaması soruşturmayı zorlaştırdı.
Bilimsel İnceleme ve Parmak İzi
Olay yerine intikal eden Daktiloskopi Şube Reisliği yetkilisi Yusuf Cemil Bey, dükkanda detaylı bir inceleme başlattı. Yapılan araştırmalar sonucunda, dükkanı aydınlatmak için kullanılan gaz lambasının cam yüzeyinde üç adet parmak izi tespit edildi. O dönemde yeni kurumsallaşmaya başlayan daktiloskopi birimindeki arşiv kayıtlarıyla karşılaştırılan bu izler, Mano isimli bir şüpheliyle eşleşti.
Yakalanan şüpheli, ilk aşamada suçlamaları reddetse de, gaz lambasındaki parmak izi delili karşısında cinayeti itiraf etmek zorunda kaldı. Mano, dükkana para çalmak amacıyla girdiğini ve bekçinin kendisini tanıması üzerine cinayeti işlediğini belirtti.
Türk Polis Teşkilatında Daktiloskopi
Bu olay, Osmanlı polisinin tanık ifadelerine dayanmadan, doğrudan fiziksel delillerle bir cinayeti aydınlattığı ilk vakalardan biri olarak tarihe geçti. Bu başarının arkasında, Paris'te eğitim alarak Galton-Henry sistemini öğrenen ve 1910 yılında kurulan Daktiloskopi Şubesi'nin başına geçen Yusuf Cemil Bey'in çalışmaları yer alıyordu. Yusuf Cemil Bey, sadece olayları aydınlatmakla kalmamış, 1912 yılından itibaren Polis Mektebi'nde verdiği derslerle parmak izi inceleme yönteminin teşkilat içinde yaygınlaşmasını sağlamıştır. Bu vaka, Türk polis teşkilatının geleneksel yöntemlerden modern kriminal tekniklere geçiş sürecindeki en önemli örneklerden biri kabul edilmektedir.