İstanbul, coğrafi yapısı ve iklimsel özellikleri nedeniyle tarih boyunca çok sayıda sel felaketine sahne olmuştur. 17. yüzyıldan bu yana kaydedilen dere taşkınları ve su baskınları, özellikle kentin hızlı büyüme süreciyle birlikte daha yıkıcı sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, 1950-2025 yılları arasındaki en yüksek günlük yağış miktarı 10 Eylül 1981 tarihinde metrekareye 136,1 milimetre düşerek rekor kırmıştır.
Tarihsel Süreçte Öne Çıkan Afetler
Kentin sel geçmişinde 1960'lı yıllardan itibaren yaşanan olaylar, altyapı yetersizliklerini gözler önüne sermiştir. 1961 yılında Zeytinburnu'nda evlerin sular altında kalması, 1968'de ise Fener, Balat ve Eminönü gibi semtlerde yaşanan su baskınları, kentin kırılgan noktalarını belirginleştirmiştir. 1974 yılında Kâğıthane Deresi'nin taşmasıyla 1.000'den fazla ev zarar görmüş ve 3 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.
Yakın tarihin en ağır felaketlerinden biri 2009 yılında yaşanmıştır. Ayamama, Tavukçu ve Papaz derelerinin taşması sonucu Avrupa Yakası'nda geniş bir alan sular altında kalmış, İstanbul genelinde 25 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu olay, dere yataklarındaki yapılaşma riskini bir kez daha gündeme taşımıştır.
Son Dönemdeki Yağışlar ve Etkileri
2017 yılında yaşanan şiddetli sağanak ve fırtına, 228 ağacın devrilmesine ve 88 çatının uçmasına neden olmuştur. Son olarak 14 Ekim 2026 tarihinde etkili olan sağanak yağışlarda, Beykoz metrekareye 225,8 kilogram yağış alarak en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Bu süreçte AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezi'ne binlerce ihbar ulaşmış, maalesef 2 kişi hayatını kaybetmiştir. Fatih'te bir çocuğun elektrik akımına kapılması ve Sarıyer'de bir vatandaşın düşerek yaşamını yitirmesi, aşırı yağışların kent yaşamı üzerindeki hayati risklerini bir kez daha hatırlatmıştır.
İstanbul'un iklim istatistikleri, dere yataklarının korunması ve su tahliye sistemlerinin modernizasyonunun, kentin gelecekteki afetlere karşı dirençli olması için kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir.