Yılın başında küresel piyasaların gözde para birimi olan euro, yaşadığı çift yönlü krizle değer kaybı sürecine girdi. Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) faiz artırım beklentilerinin zayıflaması ve bölgedeki enerji maliyetlerinin tırmanması, ortak para birimi üzerindeki baskıyı artırdı. Euro, üst üste dört hafta süren değer kaybıyla 1,116 dolar seviyesinin altına inerek Mayıs 2025'ten bu yana en zayıf performansını sergiledi.
Enerji şoku ve enflasyon baskısı
Düşüşün ana kaynaklarından biri, Hürmüz Boğazı'ndaki sevkiyat sorunları nedeniyle tetiklenen enerji krizi olarak öne çıkıyor. Hollanda TTF gaz fiyatları geçen yıla göre yüzde 120 artış gösterirken, Avrupa'nın gaz rezervlerinin geçen yılın aynı dönemine göre daha düşük seviyede kalması kış aylarına yönelik endişeleri derinleştiriyor. Bu durum, Euro Bölgesi'nde enflasyonun eylül ayında yüzde 3,8'e yükselmesine neden oldu.
Normal şartlarda yüksek enflasyonun faiz artışlarını tetiklemesi beklenirken, ECB Başkanı Christine Lagarde'ın ölçülü yaklaşım vurgusu piyasalardaki faiz artırım beklentilerini kırdı. Bu durum, euronun yüksek enflasyonun maliyetine katlanırken, yatırımcılar için cazip bir faiz getirisi sunamamasına yol açtı.
Fransa'nın bütçe krizi ve piyasa tepkisi
İkinci büyük darbe ise Fransa'nın kamu maliyesinden geldi. 43 milyar avroluk tasarruf içeren bütçe tasarısının parlamentoda destek bulamaması, yatırımcıların Fransa'ya olan güvenini sarstı. Fransa ve Almanya'nın 10 yıllık tahvil faizleri arasındaki farkın 1,4 puanı aşması, 2011-2012 borç krizinden bu yana görülen en yüksek seviyeye işaret ediyor. Analistler, bu mali belirsizliğin euro varlıklarına olan talebi azalttığını belirtiyor.
Piyasalardaki karamsar tablo, ABD Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu verilerine de yansıdı. Yatırımcılar, euroda 301.439 kısa kontrat taşıyarak tarihin en yüksek düşüş yönlü pozisyonuna ulaştı. Bankalar ve stratejistler, eurodaki düşüşün devam edip etmeyeceği konusunda bölünmüş durumda. Bazı kurumlar 1,10 seviyesinin test edilebileceğini öngörürken, diğerleri mevcut satışların aşırıya kaçtığını ve olası bir toparlanma için bütçe mutabakatı gibi somut iyileşmelerin şart olduğunu savunuyor.