ABD ile İran arasında yaklaşık altı ay önce başlayan gerilim, taraflar arasında kalıcı bir çözüm bulunamaması nedeniyle yeni bir evreye girdi. Washington yönetimi, krizin ilk dönemlerinde rejim değişikliği ve nükleer faaliyetlerin tamamen durdurulması gibi iddialı hedefler belirlemişti. Ancak geçen süre zarfında bu hedeflerin yerini, enerji piyasalarındaki istikrarı koruma ve petrol akışının devamlılığını sağlama gibi daha pragmatik öncelikler aldı.
Tahran yönetimi, ABD'nin bu politika değişikliğini bir başarısızlık olarak nitelendiriyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Washington ve müttefiklerinin hedeflerine ulaşamadığını belirterek, mevcut durumu bir yenilgi olarak tanımladı. Diplomatik süreçlerde ise taraflara tanınan sürelerin dolmasıyla birlikte, krizin daha çok ekonomik bir mücadele zeminine kaydığı gözlemleniyor.
Bölgedeki Körfez ülkelerinde ise ABD'nin izlediği stratejiye yönelik ciddi bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Bahreyn gibi ülkeler, İran ile yaşanan gerilimin ekonomik ve güvenlik maliyetlerini üstlenmekten duydukları rahatsızlığı açıkça ifade ediyor. Washington'a duyulan güvenin azalması, bölgedeki askeri varlığın sorgulanmasına da yol açıyor.
Bu gelişmeler ışığında, Körfez ülkelerinin ABD'ye olan bağımlılıklarını azaltma arayışları dikkat çekiyor. Özellikle Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşması, bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillendiğine dair önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, Washington'ın bölgedeki müttefikleri üzerindeki etkisinin, izlenen kararsız politikalar nedeniyle zayıfladığını vurguluyor.